Hâmûşân Hasreti oku... okut.... yazda ve güzde... "şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir mübtela-yı gâma sor kim geceler kaç saat ..." 1996 Kasımı, puslu bir gece,15R17;inden sonrası, tarih muğlâk, göz yaşlıR30; Vakit akşam ezanına çok yakın, belki tam da vakti, eli kulağında müezzinin. Böyle başladı geceye müptelalık, bitmez gecelerin saniye sabırsızlığındaki uyuşukluğu hiç kalkmaksızın üzerimden. Yüzüm kapıya dönükken, gönlüm kırılmaya hazır değilken, ayaklarım paytak, ellerim narin bir kelebek kıvamındaykenR30; Yaşım daha adam yerine konulmayan masumluğunu buram buram tüttürürken, düştü yüreğime bu kor. Gecelerime kandil edecek kadar yanık, gözlerimi kör edecek bir ışık patlaması adeta! Bu köşe yaz köşesi, şu köşe kışR30; Bir köşede daima AzrailR17;in pençesi, koş ha koş! Düştüğün yerdeki kabuk bağlamaz yaraların sızıntısına sığdırırsın artık geçmek bilmez gece nöbetlerini. Asırlara meydan okurcasına heybetli bir korku, bir anda yok olup gider mi? Yeri dolmaz sarsıntılar, zıpkınlanmış balıklar kadar aciz ciğerler, safrada daimi bir sancıR30; Üç kuruşa giden korkunun yerine geçer mi? Ağrı dağıR17;na mersiyeler düzse yeridir gayri Vakit akşamdan sonra, gece uzun mu uzun, sabah hafızadan silinmiş bir kavram, şiir yazmaktan başka çaresi yoksa hele, Hele birde ağlıyorsa babacığı da hicrandan, ham bir elma ısırığı gibiyse hayat gırtlakta, takılmışR30; Geçmek bilmeyen lokmalara oruç tutturuluyorsa şaban ayının her on beşinde, Müneccimlerden de muvakkitlerden de umut kesilmelidir. Şeb-i YeldaR17;dır kapıyı tıklayan. Geçmek bilmez gecenin habercisidir, Ölümle vuslat eş, Anne sızısı, öksüzlük, hicranR30; Rüzgârlara emanet bir beden, ruhu aziz hatıralara yemin vermiş, Saf ve soluksuz bekleyişler Bu da geçer, bu gecede erişir sabaha Bir gül fidanı daha yeşerir elbet HâmûşânR17;daR30; ...

Ücretsiz Türkçe Blog - deSenblog web tasarýmoku... okut.... yazda ve güzde...